Öykü nedir?

Yaşanmış veya tasarlanmış bir olayı, bir durumu; yer, kişi ve zaman belirterek anlatan kısa yazılara öykü denir.

Öyküde; olay tek, kişi sayısı az, zaman oldukça dar olup olayın geçtiği yer sınırlıdır. Öykü hayatın kısa bir kesitidir. Olay ya kahraman anlatıcı bakış açısı (birinci tekil kişi) ya da ilahi bakış açısı (üçüncü tekil kişi) ağzından anlatılır. Dünya edebiyatında öykü türünün ilk örneğini İtalyan edebiyatçısı Baccacio “Decameron” adlı yapıtıyla vermiştir.

Daha sonraki dönemlerde öykü türü dünya edebiyatında iki şekilde gelişmiştir.

Maupassant (Olay Hikayesi) tarzı: Ünlü Fransız yazarı Maupassant’tan adını alan bu tarz öykülerde serim, düğüm, çözüm bölümleri vardır. Olaylar bir sonuca bağlanır. “Olay öyküsü”de denilen bu tarz öykünün edebiyatımızdaki ilk temsilcisi Ömer Seyfettin’tir.

Çehov ( Durum Hikayesi) tarzı: Adını, Rus yazarı Çehov’dan alan bu tarz öykücülükte yaşamın bir anı ele alınır ve anlatılanlar bir sonuca bağlanmaz. Sonuç okuyucuya bırakılır. Edebiyatımızda bu tarz öykücülüğün temsilcileri Memduh fievket Esendal ve Sait Faik Abasıyanık’tır.

Hikayeyi anlayabilmek için, yapısını oluşturan unsurları bilmek gerekir. Her öykünün yapısını oluşturan üç unsur vardır: Kişiler, olay ve durum, mekan. Her hikaye bir olay ya da duruma dayanmak zorundadır. Çarpışan kuvvetler, insanla insan, insanla hayvan, insanla kendi iradesi, insanla doğa kuvvetleri, insanla toplum olabilir. Durum ise bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsidir.

Öykünün en önemli unsuru insandır. Öyküde işlenen kişiler, genelde yaşamlarının belli ve kısa bir anı içinde takip edilir. Karakterlerinin yalnızca bir yönü üzerinde durulur, ayrıntı verilmez. Her hikayenin bir iletisi vardır. İleti, bir olay ya da insanlık durumuna dönüştürülerek anlatılır. Bir diğer unsur ise, anlatım yöntemidir. Hikayelerde iki yöntem kullanılır.

Olaylar, birinci kişi ağzıyla anlatılır. Birinci kişi, yaşadığı olayları, gözlemlerini, izlenimlerini, duygularını ya da içinde bulunduğu durumu bize aktarır. Hikayeyi anlatan birinci kişi, her zaman hikayenin ana karakteri olmayabilir, yardımcı karakterlerden biri de hikayeyi anlatabilir. Olaylar, genelde üçüncü kişinin ağzından anlatılır. Bu yöntemde öyküyü anlatan meydanda görünmez. Öyküyle okuyucu arasına her şeyi gören, her şeyi bilen  bir anlatıcı girmiştir.

Öykü terimi Türk edebiyatında Tanzimattan sonra ortaya çıkmıştır. Öykünün genel özelliklerini şöyle açıklayabiliriz: Romandan kısa olması, kısa bir zaman parçasını içermesi, kişilerin az olması, kişilerin hayatlarının sadece bir yönü üzerinde daha çok durulması. Ayrıca her hikayede önemli olan bir başlangıç, bir doruk noktası ve son bulunmaktadır.

Günümüzde çağdaş öykü yazarları, olay, kişi, zaman ve mekan gibi unsurlara değer vermemekte ve onlara bağlı kalmamaktadırlar. Dünyanın her yerinde şimdi soyut hikayelere önem verilmekte, yazarlar gerçeküstü, bilinçaltı dünyalarının sırlarını araştırmaya çalışmaktadırlar.

Öykünün genel özellikleri

• Hikaye, insan hayatının bir kısmını, yer ve zaman kavramına bağlayarak anlatır.
• Hikayede olay veya durum vardır. Olay ya da durum şahıslara bağlanır; olay veya durumun ortaya konduğu mekan ve zaman belirtilir; bunlar sürükleyici ve etkileyici anlatım ile işlenir.
• Öykülerde düşündürmekten ziyade, duygulandırmak ve heyecanlandırmak ön plandadır.
• Öyküler (hikayeler), gerçek veya hayal ürünü bir olayı kısa biçimde işler.
• Hikaye, olay eksenli bir edebiyat türüdür. Öyküde temelde bir olay mevcuttur ve olaylar genellikle yüzeyseldir.Hikayeler daha çok yazarların anılarını anlatması biçiminde ortaya çıkar.
• Hikayeler Avrupa’da roman ile yaklaşık olarak aynı zamanlarda ortaya çıkmıştır. Özelikle Realizm akımının etkili olduğu tarihlerde öykü türü müstakil bir edebi tür olarak kendisini göstermiştir.
• Tek bir olay vardır. Olaycıklar yoktur.
• Şahıs kadrosu dardır.
• Kişiler çoğu zaman hayatlarının belli bir anı içinde anlatılır.
• Hikaye kısa bir edebi tür olduğu için bu yapıtlarda fazla teferruata girilmez. Olayın veya  durumun öncesi, sonrası okura sezdirilir. Okur, birtakım sözcüklerden yararlanarak ve düş gücünü kullanarak kişiler ile ilgili veya  olaylar ve durumlar ile ilgili hükümlere ulaşabilir. 
• Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, çoğunlukla önemli bir olay veya sahne aracılığı ile tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesi ile roman ve diğer edebiyat türlerinden ayrılır.

Türk edebiyatında öykü

Türk edebiyatı tarihinde, ilk hikaye örneklerinin ne zaman verildiği bilinmemektedir. Olay aktarımı olarak bir hikayeye dayanan destanlar ilk örnekler sayılabilir. Türk edebiyatının ilk yazılı metinleri olan Köktürk Yazıtları da öykü özelliği taşımaktadır. Dede Korkut Hikayeleri ise, destandan hikayeye geçişin en özgün eserlerindendir. Onlarda da destan özellikleri ön plandadır.

Türk edebiyatında halk hikayeleri de önemli bir yere sahiptir. Yeniçağ’da destanın yerine geçen halk hikayesi, Anadolu’da 16.yüzyıldan beri sözlü halk geleneğinde kendine yer bulmuştur. Öykücü aşıkların kahvelerde, köy odalarında ve düğün gibi toplantılarda söylediği bu öykülerde toplum içi ilişkiler ele alınmıştır.

İnsanların birbirleriyle ilişkileri, çatışmaları anlatılmıştır. Bunlarda olağanüstü unsurlar azalmış, kişi ve olaylar doğal boyutlara indirgenmeye başlanmıştır. Bu öykülerde olaylar nesirle işlenmiş, aralara da türküler serpiştirilmiştir. Türk edebiyatında çağdaş öykü 1870’li yıllarda görülmeye başlar. İlk öykü kitabımız Emin Nihat’ın 1873 yılında yayımladığı Müsameretname’sidir. Ahmet Mithat Efendinin Letaif-i Rivayat adlı öykü kitabı da ilk öykülerden kabul edilir.

İlk öykülerde topluluk önünde anlatılan meddah hikayelerinin tekniği ve etkisi görülmektedir. Bu türün ilk sağlam örneklerini Samipaşazade Sezai’nin Küçük Şeyler adlı öykü kitabında görmekteyiz. Nabizade Nazım’ın Anadolu, köylü ve çiftçi hayatını anlatan Karabibik adlı uzun öyküsü de bu zamanlarda kaleme alınır. Servet-i Fünun devrinde önemli çalışmalar hikaye türünde de görülmektedir. Bu devirde yazılan eserler modern küçük hikaye türünün  edebiyatımızdaki ilk örnekleridir.

Milli Edebiyat devrinde Ömer Seyfettin öykü türünün gelişmesini ve yayılmasını sağladı. Cumhuriyet döneminde ise Sait Faik gibi büyük sanatçılar öykü türünde muhteşem eserler vermişlerdir. Günümüze geldiğimizde ise, Türk öykücülüğünün oldukça gelişmiş olduğunu görebiliriz. Bu dönemde gözlemle desteklenen realizm, natüralizm, toplumcu gerçekçilik, mizah ve ironi, korku ya da fantastik unsurlar, çeşitli felsefi oluşumlar Türk öykücülüğüne bir dinamizm katmıştır.

Dünya edebiyatında hikaye

Öykünün ortaya çıkma sürecinde karşımıza önce fabl türündeki eserler, sonra kısa romanlar sonra da "Bin Bir Gece Masalları" çıkar. Rönesans'tan (16. yüzyıl) sonra Giovanni Boccacio, "Decameron Öyküleri' adlı eseriyle öykü türünün ilk örneğini vermiş ve çağdaş öykücülüğün başlatıcısı olmuştur. 18. yüzyılda Voltaire öykü türünde ürünler vermiştir. İnsan dışındaki yaratıkları ve olmayacak olayları da öyküye katmıştır.

Ne var ki romanla aynı dönemde oluşmaya başlayan öykü, bir tür olarak karakteristik özelliklerini ancak 19. yüzyılda romantizm ve realizm akımlarının yaygınlaşmasıyla kazanmıştır. Alphonse Daudet, Guy de Maupassant gibi Fransız yazarlar öykü örnekleri vermişlerdir.

Sözlükte "öykü" ne demek?

1. Ayrıntılarıyla anlatılan olay: türk reform çalışmalarının her alında içine düştüğü gericilik, emperyalizm ve yoksullaşma çukurlarında debelenmenin öyküsü .
2. Gerçek ya da tasarlanmış olayları anlatan düzyazı türü, hikaye.

Öykü kelimesinin ingilizcesi

n. story, tale, narrative, recital

Son eklenenler

opu
npn

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç